Google+ Badge

Freitag, 23. Mai 2014

Mahidevran Haseki'nin Maiyeti

Mahidevran Haseki'nin maiyeti'nin İstanbul'da oturduğu sırada pek kalabalık olduğu biliniyor. O dönemler de Padişah Haremi iki ayrı Saray'da bulunuyordu. Esas Harem Eski Saray'da idi ve burada Padişah'ın eşleri, çocukları, kız kardeşleri, annesi ve tabii Saraylıları oturuyordu. Mahidevran Haseki de Eski Saray'da yaşıyordu. Fakat daha sonra Harem Eski Saray'dan Topkapı'ya taşındı. Mahidevran Haseki'nin de Topkapı Sarayında bir süre için de olsa oturduğu muhakkaktır. Hürrem ise Gözde olmasından sonra büyük bir ihtimalle hayatı'nın sonuna dek Topkapı'da yaşamıştır.

Mahidevran Haseki'nin maiyeti çoğunlukla kendi memleketlilerinden oluşuyordu. Bursa'da sürgün de bulunduğu sırada yanında kalanların arasında Çerkeslerin de olduğu kanıtlanmıştır. İstanbul'da ki Saray maiyetini herhalde Şehzade Mustafa Sancağa çıktığında beraberin de götürmüştü. Bu hizmetkarlar Şehzade Mustafa'nın idamından sonra Mahidevran Haseki ile Bursa'ya gönderildiler, fakat  orada fazla kalmadıkları anlaşılıyor. Pek çoğu Mahidevran Haseki'nin düştüğü sefaletten ötürü yanında kalamadıkları görülüyor. Ancak bazıları efendilerini bırakmayıp bütün acı yoksulluğa rağmen terk etmemişlerdir. Bunların arasında Çerkes olarak kesinlikle bilinen Fatma Kadın, Bircan Hatun, Ferhunde Hatun ve Feraye Kadın. Ayrıca Kırım Tatarı olduğu tesbit edilen Ayşe Hatun, Emine Hatun ve Nurmisal Hatun. Kadın hizmetlilerden hariç erkek veya hadım olan maiyet mensuplarıda vardı: Boşnak Hacı Ağa, Saruhanlı Ferhat Ağa ve Cevher Ağa. Büyük bir ihtimalle Cevher Ağa bir Harem Ağası olarak hadımdı. Diğer iki Ağalar ise Kapı Ağaları olabilirler.

Kadın hizmetliler arasında Prenses olan iki kişi bulunmaktadır: ilki Çerkes Prensi Kaytuk Bey'in soyundan Ferhunde Hatun, diğeri de Kırım Giray Prensesi Nurmisal Hatun. Bosforlu Leyla Hatun'un aslen Kırım Kerç'li ve böylece Mahidevran Haseki'nin memleketlisi olduğu anlaşılıyor. Büyük bir ihtimalle Leyla Hatun'da çerkesdir.

Abide Hatun'un ise Hazinedar Kalfa olduğu rütbesinden belli oluyor ve böylece Maiyet mensupları arasında makam bakımından en yüksek olanı olabilir. Abide, Tahire, Mircan Gülfidan ve Fevziye Hatun'ların kökenleri belli değil. Fakat Mircan Gülfidan Hatun'un da Çerkes olma ihtimali yüksektir, hatta Çerkes Bircan Hatun'un kız kardeşi veya akrabası dahi olabilir. Çünkü isim benzerliği çok dikkat çekiyor.

Böylece Mahidevran Haseki'nin maiyeti'nin çoğunlukla Çerkes ve Kırım Tatarlarından oluşduğu görülüyor. Mahidevran Haseki kendi memleketlilerine ne kadar güvendiği ve bu güveni boşa çıkmadığı en zor anında onu yanlız bırakmadıklarından anlaşılıyor. Hepsi de nur için de yatsın.

Mahidevran Haseki'nin Bursa'da sürgün de ki Maiyeti'nin listesi (Fransız tarihci Andre Clot'un mektubundan)

Donnerstag, 22. Mai 2014

Sultan Süleyman'a Karşı Gelen Belkıs Hatun

Genel de Osmanlı Padişah'ların astığı astık, kestiği kestik şeklin de oldukları söyleniyor. Elbette bir imparatorluğun hükümdarları olarak çok kudretlilerdi, ama sonuçta hepsi de insandı. Aralarında hem iyisi hem de kötüsü vardı. Hiçbir Padişah bir Evliya değildir, hepsi de bir insan olarak günahlarıda vardır sevaplarıda. Bir Padişahı aşırı yüceltmek yanlıştır, ama onunla gurur duyup, anmak kesinlikle de doğrudur. 


Kanuni Sultan Süleyman'a gelince, elbette yaptıklarının hepsini tasvib etmek mümkün değil. Ama memleketi ve milleti için yaptığı hayırlarıda unutmayalım. Sultan Süleyman'ın Sarayı'da kendisi'nin dönemi gibi muhteşemdi. İmparatorluğun bütün nimetleriyle donatılmış muazzam bir Saray'da devletine hüküm ediyordu. Böyle bir İmparatorun'da kendisine yaraşır bir eşi olması maalesef normal birşey değildir. Çünkü tarihte pek çok Hükümdar'ın (kendilerinin zeka ve kabiliyet bakımından) aynı seviye de bulunan çok nadir eşleri olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman'da ise kader yüzüne gülüp karşısına asil ve temiz kan'dan akıllı ve kendisinden daha fazla vicdan sahibi bir kız çıkarmıştır. Bir terazi de Mahidevran ve Hürrem ölçülse her defasında muhakkak merhum halam iffeti ve kalbi'nin temizliği ile ağır gelecektir. Sultan Süleyman nikahına alıp kendisine beş evlat dünyaya getiren bu hakiki Prenses'in hem kıymetini bilmemiş, hem de ihanet etmiş ve en ağır hakaretlere maruz bırakmıştır. Ne yazık ki gerçek budur.

Tabii gönül işine akıl ermez ve gönül elbette ferman dinlemez. Ama bir Hükümdar olarak eşine ve evlatlarına saygıda kusur etmemesi gerekirdi. Maalesef bunuda yapmadı. Hürrem yükseldikce Mahidevran düştü. Bu olmaması gerekirdi. Böyle bir devir de bir kadın olarak serbest yaşam mümkün değildi ve böyle güçlü bir Hükümdar'a karşı gelmek idam fermanı ile eş değerdi. Bu yüzden, Çerkeslerin bütün mertliği ve hakşinaslığı ile Kanuni Sultan Süleyman'ın adaletsizliğine karşı gelen Belkıs Hatun ise ender bir şahsiyettir. 

Bakın rahmetli dedem, Belkıs Hatun hakkında ne yazmış:

(...) Ablasına ve yeğenine reva görülen bütün haksızlıklara senelerdir suskun kalmış ve nihayetin de Şehzade Mustafa'nın katlini haber alıncada bütün bütün acısına kin ve nefret karışmış. Ablaları feryad ve figan ederken Belkıs Hatun göz yaşı döküp eline bir kağıt kalem alıp kalbin de senelerdir Sultan Süleyman'a ve Hürrem Haseki'ye biriktirdiği kini ve nefreti kaleme dökmüş. Mektubunda Sultan Süleyman'a beddualar okuyup Rus parçasından olma evladları'nın kanın'da boğulmasını dilediğini yazmış. Bu mektubuda Konya Sarayın'dan asker nezaretin de Bursa'ya menfaya gönderilerken, Kapı Ağalarından Yakup namında bir Ağa'ya "Bu mektubu ne olursa olsun Hükümdarına teslim et, vasiyetimdirdeyip vermiş. Yakup Ağa'da merhum Şehzade Mustafa'yı da zaten pek sevdiğinden ve ailesinin başına gelenleri pek içerlediğinden mektubun Padişah'ın eline geçmesini sağlamış. Mektubu dehşetle okuyan Sultan Süleyman derhal Belkıs Hatun'un tevkif edilip bir ev'e kapatılmasını ve bir daha gün yüzü görmemesini ferman buyurmuş. (...) Askerler Bursa'da Şehzade Mustafa'nın ailesinin konulduğu haneye zorbalık ederek girmişler ve Belkıs Hatun'un tevkif edilceğini tebliğ etmişler. O vakit Mahidevran Haseki askere karşı gelip "Devletlü Hükümdarınız, oğullarımı aldı, torunlarımı aldı, karındaşımı aldı, şimdi de biçare kalan hemşire mi mi almak ister" demişse de aman dinlemeyen Yeniçeri Belkıs Hatun'u kolundan tutup götürmüş. Lakin Belkıs Hatun bir damla göz yaşı dökmemiş, dönüp ablaları ve yeğenlerine "Ardımda dik durun, ölüme de gitsem dik durun, eğilmeyin, biz Pşı İdar'ın kanını taşıyoruz, Allah muinimiz olsun" demiş ve dik başla, eğilip bükülmeden ve kimseye feryad etmeden mahkumiyetine yürümüş. (...) Tam 7 sene esaret için de geçiren Belkıs Hatun tek bir defa dahi feryad etmediği, her daim şehid edilen yeğenleri, ağabeyisi ve matem tutan ablaları için dua ettiğini büyüklerimiz bize anlatmışlardır. (...) Hakiki mertlik ve hakşinaslık gösteren Belkıs Hatun'un yaşadıklarını şimdi tahayyül etmek ne mümkün. Senelerce bir ufak zindan'da gün yüzü görmeden harap olmak ne büyük bir felakettir. Muhakkak Sultan Süleyman'ın arzu ettiği de bu olmuştur, zira Belkıs Hatun'u idam ettirse idi, o vakit biçare kadın bu cihan'ın acı ve kederinden kurtulmuş olacaktı. Fakat Padişah'ın istediği Belkıs Hatun'un, söz de işlediği kabahatin bedelini son nefesine dek acı ile ödemesi idi. Binaenaleyh Belkıs Hatun 60 yaşını aşmış halde zindanında hakkın rahmetine kavuştu. Vefatından evvel kendisine acıyan bir Zindan müffettişi Sultan Süleyman'a bir mektup gönderip biçare kadın'ın hali pek vahim olduğunu ve Belkıs Hatun'un dünya gözü ile hemşirelerini görmek istediğini ve bunun müsade edilmesinin mümkün olup olmadığını sual etmiş. Padişah da Belkıs Hatun'un katii suretle kimseyi görmesine müsade etmediğini ve ancak vefatı vukuu bulduğunda hemşirelerine haber verilmesini buyurmuş. Bilahare Belkıs Hatun miladi 1560 senesin de vefat etmiş ve derhal hemşirelerine haber gönderilmiş. Müteveffiye şimdi Saraylılar Türbesi olarak bilinen Türbe de medfundur. Akile Hatun'da bilahare vefat ettiğin de Belkıs Hatun'un yanına defn edilmiştir.


Mahidevran Haseki'nin Çocukları

Sultan Süleyman'ın ilk eşi ne Gülfem Hatun'dur ne de ismi bilinmeyip de merhum Yılmaz Öztuna'nın falan filan manasına gelen Fülane dediği Hatun'dur. Kanuni'nin ilk eşi Mahidevran'dır ve 1512 senesi'nin Şubat ayında Kırım'da evlenmişlerdir. Aslında 1514 yılında Manisa'da evlendikleri zannediliyordu, bu fikire sebep Şehzade Mustafa'nın 1515 yılında Manisa'da doğduğundandır. Ama bunun doğru olmadığı belgeler sayesin de kanıtlandı. Sultan Süleyman'ın ilk çocuğu ve oğlu Şehzade Mahmut 1512 senesin de dünyaya gelmiştir ve bu şehzade'nin annesi Mahidevran Haseki'dir. Dolayısıyla Mahidevran'ın da Sultan Süleyman'ın ilk eşi olduğu bu tarihlerden anlaşılıyor. Sultan Süleyman Şubat 1512 de Mahidevran'la evlendiğin de eşi'nin kısa sürede hamile kaldığına göre Şehzade Mahmut büyük bir ihtimalle Kasım 1512 de dünyaya gelmiş olması lazım.

Şehzade Mahmut'tan sonra 1515 de Şehzade Mustafa dünyaya gelmiştir. Sonra Şehzade Ahmet 1517 veya 1518. Sonra Fatma Sultan 1521 de ve nihayet 1525 de de Raziye Sultan. Böylece Mahidevran Haseki toplam 5 çocuk dünyaya getirmiş oluyor.

Yanlız Şehzade Ahmet konusuna daha detaylı bakmak lazım: Kanuni Sultan Süleyman dönemin de iki tane Şehzade Ahmet var: İlki Kanuni'nin oğlu Şehzade Ahmet ve diğeri de Şehzade Mustafa'nın oğlu Şehzade Ahmet'tir.
Şehzade Mustafa'nın oğlu Ahmet Konya'da vefat etmiş. Ölüm tarihine gelince tahminen 1552 yılında vefat etmiş. Fakat burda bir hata yapıldığını düşünüyorum, çünkü Şehzade Mustafa'nın kardeşi Şehzade Ahmet de aynı tarihleri de öldüğüne göre bu iki Şehzade'nin ölüm tarihleri karıştırılmış. Fransız tarihci Andre Clot'a göre Kanuni'nin oğlu Şehzade Ahmet ağabeyi Şehzade Mustafa'nın katlinden kısa süre sonra aynı şekilde öldürülmüştür. Buna sebep ise, Şehzade Ahmet'in ağabeyinin intikamını almak isteyip isyan edeceği yönündedir ve hatta güya ağabeyisi ile işbirliği yapıp Devlet'e ihanet ettiği iftiraları yüzündendir. Maalesef bu iki Şehzade'nin katlinden sonra Şehzade Mustafa'nın neslinin yok edilmesi için çocuk yaşta bulunan iki oğulları'da katledilmiştir. Buna göre Şehzade Mustafa'nın oğulları Şehzade Ahmet ve Şehzade Mehmet 1553 yılında öldürülmüşlerdir. Ayrıca Kanuni'nin en son evladı olan Şehzade Orhan niçin Bursa'da Şehzade Mustafa'nın türbesinde medfun? Burda bir hata yapıldığını düşünüyorum. Şehzade Orhan, Şehzade Mustafa'nın oğlu Şehzade Ahmet olabilir. Kayıtlarda yanlışlık yapıldığını düşünüyorum, çünkü Kanuni İstanbul'da otururken niçin oğlunu Bursa'ya defn ettirsin? Hem Orhan'ın annesi kim? Kanuni'nin Hürrem'den sonra bir evlad sahibi olduğu pek inandırıcı değil. Üstelik isyan ettiğine hüküm verdiği oğlu'nun türbesine neden başka bir çocuğunu defn ettirsin? Pek mantıklı değil.
Bana göre Şehzade Mustafa Türbesin de yatan Şehzade Orhan büyük bir ihtimalle Şehzade Mustafa'nın oğludur ve hatta Şehzade Ahmet'in de oğlu olabilir.